-

Forum

hemşirelik bakım ve yönetimi 24. hafta özet

  öz
76 Posts
   
05.04.2011, 15:35
 
E-Mail Profile

hemşirelik bakım ve yönetimi 24. hafta özet
 
  HEMŞİRELİK BAKIM YÖNETİMİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

İmmün sistem, bir canlıdaki hastalıklara karşı koruma yapan, patojenleri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden işleyişlerin toplamıdır. Bağışıklık sisteminin görevi; öncelikle organizmaların vücuda girmelerini engellemek veya girer ise vücuda girdikleri yerde yutmak ve yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. İmmun sistem fonksiyonları yaş, merkezi sinir sistemi fonksiyonları, emosyonel durum, ilaçlar, hastalıklar, travma ve cerrahi girişimlerden etkilenir.

İmmün sistem hastalığı olan bireylere bakım veren hemşirelerin immun sistem fonksiyonlarını, etkileyen faktörleri ve hastalıklarını bilmesi uygun bakımı planlaması için gereklidir.



İMMÜN SİSTEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ

İmmün sistem nörolojik sisteme benzer bir yapıya sahiptir. İmmun sistemin en önemli özelliklerinden biri; kendi ve kendisine yabancı milyonlarca değişik düşmanı tanıyıp ayırt edebilme yeteneğine sahip olmasıdır. İmmun sistemin diğer bir özelliği de, hatırlama yeteneğine sahip olmasıdır. Bu özelliği sayesinde bağışıklık sisteminde görevli olan tüm hücreler ilk karşılaştığı yabancıyı görür, belleğine kaydeder ve daha sonra gördüğünde de hatırlar.

İMMÜNİTE İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

İmmunoloji: Bağışıklık bilimi

İmmünite: İnsan vücudu kendisine zararlı etkisi olan bütün organizmalara ve toksinlere karşı direnme yeteneğindedir. İşte bu yeteneğe bağışıklık ya da immünite denir.

Antijen veya allerjien: Protein yapısında olan maddelerdir. Vücuda girdikten belirli zaman sonra, vücutta antikor meydana getiren organik ve kimyasal maddelerdir.

Antikor-Antibadi: Allerjene karşı organizmada oluşan koruyucu proteinlerdir.

İmmün cevap: Bir mikroorganizma veya proteine karşı organizmada koruyucu olarak gelişen mekanizmadır.

Allerjik cevap: Normalde organizma için zararlı olmayacak maddelere karşı immün cevap oluşmasıdır.

Otoimmün Antijen: Patalojik değişikliklere bağlı olarak, immün sistem harap olduğunda, vücudun kendi proteinlerine karşı immün cevap ortaya çıkar. Organizma kendi proteinini bu durumda antijen olarak algılamaktadır.

Hipersensitivite: Aşırı duyarlılık, allerjene karşı allerjik cevap verme yeteneğinin fazla olmasıdır.

Atopik Bünye: Aşırı duyarlı bünye.

Anaflaksi: Antijen ve antikor birleşmesi sonucunda oluşan ani acil reaksiyondur.

Bazofil Hücre veya Mast Hücresi: Duyarlı hücre. Allerjik reaksiyonun oluştuğu hücredir.

Hapten: Yalnız başına immün cevap meydana getirmeyen küçük molekül ağırlığı olan maddelerdir. Bu maddeler bir protein molekülüne bağlanarak antijenik özellik kazanırlar. Çeşitli ilaç tozları, bazı kimyasal öğeler, hayvanlarının tüy ve deri döküntüleri, çeşitli kimyasal maddeler hapten olabilir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ OLUŞTURAN ORGANLAR

1. Santral Lenfoid Organlar A) Kemik İliği B) Timus

2. Periferik Lenfoid Organlar A) Lenf Düğümleri B) Dalak

C) Mukoza ile ilgili Lenfoid Dokular (= Kapsülsüz Lenfoid Dokular).

1. SANTRAL LENFOİD ORGANLAR

A) Kemik İliği

İmmun sistemin tüm hücrelerinin kökeni olan kök hücrelerin bulunduğu bir merkezdir. Kemik iliği (Kİ), tüm kan hücrelerinin yapım yeridir. Kİ 'nde ana (kök) hücrelerden farklılaşarak oluşan immün hücreler kan dolaşımına karışarak ilgili organlara giderler. Kİ, yassı ve yuvarlak kemikler ile uzun kemiklerin uç kısımlarındaki süngerimsi yapının içinde bulunur.

B) Timus

Timus, Kİ’de kök hücreden farklılaşan lenfosit öncü hücrelerinin olgunlaşarak, olgun T-lenfosit haline geldiği organdır. Timustan bağışıklık sistemini düzenleyen timosin hormonu salgılanır. Timus, insanda mediasten boşluğunun üst kısmında, sternum kemiği arkasında yer alır. Doğumdan itibaren gelişmeye başlar, ergenlik çağında en büyük şeklini alır, ileri yaşlarda tekrar küçülür. Anatomik olarak iki loblu (bölmeli) ve kapsül ile çevrilidir.

2. PERİFERİK LENFOİD ORGANLAR

A) Lenf Düğümleri

Vücudun çeşitli yerlerinde dağınık veya küçük gruplar halinde bulunan 1-25 mm çapındaki kapsüllü yapılardır. Lenf düğümleri lenfatik damarlar üzerindedir ve başlıca görevi lenfi süzmesi ve gelen antijene karşı bağışık yanıt oluşturmasıdır. Lenf düğümleri: Tüm vücuda yayılmış, B ve T hücrelerinin bulunduğu merkezlerdir. Vücutta koltuk altı, kasık, çene altı, boyun, dirsek ve göğüs bölgelerinde bol bulunurlar. Lenf düğümlerinin korteksinde B lenfositleri, parakorteksinde T lenfositler ve Makrofajlar ve medulla bölgesinde ise plazma hücreleri bulunmaktadır.

B) Dalak:Dalak, karında sol üst köşede yer alan 100-200 gr ağırlığında bir organdır. Kapsül ile çevrilidir ve bu kapsülün içe doğru uzantıları bulunur. Dalak kesitinde koyu renkli kısımlara kırmızı pulpa denir. İçlerinde bol miktarda harab olmuş eritrosit bulunur. Dalak kesitinde soluk renkte görünen kısımlara beyaz pulpa denir. Bu dokuda arteriolün hemen çevresinde T-lenfositler kümelenmiştir. Ayrıca beyaz pulpa içinde B-lenfositlerin oluşturduğu foliküller bulunur. Beyaz pulpanın ara kısımlarında antijen sunucu hücreler ve fagositik makrofajlar vardır.

Dalak;

- Bir immün sistem organı olarak hücresel ve hümoral bağışık yanıt oluşturarak vücut savunmasına katılır. Ayrıca güçlü fagosifik işlevi ile kanı mikroorganizmalardan temizler.

- Damar yapısı ile portal kan akımını düzenler.

- Fetusta kemik iliği gibi çalışarak kan hücrelerinin yapımına katılır.

- Ömrü dolmuş veya anormal kan hücrelerini ortadan kaldırır.

- Eski kırmızı kan hücrelerinin yıkımından sorumlu bir organdır.

C) Mukoza İle İlgili Lenfoid Dokular:

yabancı antijen veya mikroorganizmaların en sık giriş yolları olan sindirim, solunum ve genitoüriner sistem mukozalarının altında, kapsülsüz durumda yaygın lenfoid dokular bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki lenfoid hücreler, yayılmış halde olabileceği gibi, lenf düğümündekine benzer şekilde foliküller halinde de bulunabilirler. Örneğin bademciklerde, apendikste, peyer plaklarında çok sayıda folikül içeren lenfoid doku mevcuttur. Mukoza altı lenfoid dokular genellikle İmmünglobulin-A yapımından sorumludurlar ve mukoza hücreleri de bunları salgılattırırlar. Dolayısıyla enfeksiyonlara karşı korunmada ve yerel bağışıklıkta mukoza ile ilgili lenfoid dokuların önemi oldukça fazladır.

BAĞIŞIKLIK HÜCRELERİ

1- LenfositlerA- B LenfositlerB- T Lenfositler

C- NK Doğal Öldürücü Hücreler

2- Fagositer Hücreler

A- Makrofajlar ve Monositler

B- Antijen sunucu hücreler

C- Polimorfo nükleer granülositler

1- Lenfositler

A- B Lenfositler

Kan lenfosit havuzunun %5-15 ini oluştururlar. Doğum öncesi karaciğerde sonrada kemik iliğinde yapılırlar. Antikor üretebilen tek hücre grubudur. Antijeni tanıma, çoğalma, farklılaşma ve bellek özelliği gösteren hücrelerdir. Yüzeylerinde antijenleri tanıyan ve hücre aktivasyon sistemini başlatan reseptör olarak görev yapan antikorlar içerirler. Efektör konumundaki B lenfositler antijeni nörtralize eden ve uzaklaştıran antikorları salgılar.

B- T Lenfositler:

kemik iliği hücreleridir. Fetal hayatta karaciğerde yapılır, doğumdan sonra timusa gelerek burada olgunlaşırlar. Hücresel bağışıklıktan sorumludur. B lenfositlerin aktivasyonunda görevleri vardır. T lenfositler efektör hücre haline geldikleri zaman farklılaşarak Yardımcı ve Sitotoksik T lenfosit olarak görev yaparlar. Yardımcı T hücreleri; fagositleri yuttukları mikropları öldürmeleri için uyarırlar. Sitotoksik T lenfositler; sitoplazmasında mikrop taşıyan enfekte hücreleri öldürür.

C- Büyük Granüllü Lenfositler- Doğal Katil Hücreler (NK)

Konakta oluşabilecek neoplastik hücreleri yok etmekle görevlidirler. Fagositoz ve yüzeye yapışma özellikleri yoktur. Antijene özgü reseptör ve Ig reseptörü de taşımazlar. Öldürücülük etkisi interferon bulunması halinde görülür. İnterferon gamma ve tümör nekroz faktörü gibi sitotoksinler salgılamaktadırlar.

2- Fagositer Hücreler

A- Makrofajlar ve Monositler

Fagositoz yapan hücrelerdir. Bu hücreler kanda monositler, dokuda da makrofajlardır. Uzun ömürlüdürler. Kaynağı kemik iliğidir. Bu hücreler bulundukları yere göre şöyle adlandırılırlar: Kandaki gezgin monositler, akciğerlerdeki alveoler makrofajlar, seroz boşluklardaki makrofajlar, kemik dokudaki osteoklastlar, sinir dokusundaki mikroglia hücreleri, dalak ve lenf düğümlerindeki makrofajlar, bağ dokusu histiositleri, karaciğerdeki Kupffer hücreleri ve böbrekte mezangial makrofajlardır.

B- Antijen Sunucu Hücreler :

Langerhans hücreleri, B lenfositler, monosit/makrofaj ve retiküler dendritik hücrelerden oluşan immüno-stimülan kapasiteli heterojen bir gruptur. Antijenleri T lenfositlere taşırlar.

Polimorfo Nükleer Granülositler

- Nötrofiller

- Eozinofiller

- Bazofiller ve Mast Hücreleri

**Nötrofiller (Akut Faz Proteinleri): İmmun sistemi harekete geçiren özel proteinlerdir. İnsan dolaşımında bulunan lökositlerin %60 ını oluştururlar. Organizmaya yabancı madde girdiğinde fagositozu kolaylaştırmak için sayıları artar. (Örn: C- reaktif Protein(CRP), Amiloid A proteinleri, kompleman proteinleri) Fagositoz yaparlar. Küçük moleküllü maddeleri fagosite ettikleri için mikrofaj da denir. Organizmada doku zedelenmesi olduğunda bölgeye ilk giden ve en çok sayıda bulunan hücrelerdir.

**Eozinofiller: Fagositoz kabiliyeti olan bu hücreler antijen-antikor kompleksini fagosite eder. Atopik allerjide, helmint enfeksiyonunda sayısal olarak artmaktadır. Özellikle derideki ve akciğerdeki enfeksiyonlara odaklanır.

**Bazofiller ve Mast Hücreleri: Bazofiller ve mast hücreleri birçok yönden birbirlerine benzer. Bağ dokusunda bulunan Mast hücreleri ve kandaki bazofillerde, heparin, histamin, gibi bir takım maddeler içeren granüller vardır. Anaflaksi ve atopik olgularda hedef hücreler olup, yüzeylerinde değişik reseptörler bulunmaktadır.

İMMUN SİSTEM İŞLEVLERİ:**Doğal bağışıklık

Yapısal ve genetik engeller tarafından konağın hastalık etkenlerinden korunmasıdır. Doğal Bağışıklık mekanik, hümoral ve hücresel faktörler tarafından sağlanır.

*Mekanik; Deri ve mukozaların anatomik yapısı, mukus salgısı, slialı epitel hücrelerinin hareket yönü, bağırsağın peristaltik hareketi ve doğal mekanik bariyerlerdir.

*Hümoral; Deride bulunan ter bezlerinin yağ asitleri, midenin hidroklorik asidi, virüsleri tutan mukus, tükürük ve göz yaşındaki lizozim, kompleman (normalde plazma sıvısında bulunan fakat inaktif olan sıvılardır), C reaktif protein ve interferon (Hücre içinde virüs üremesini önler) gibi akut faz proteinleri antimikrobiyal etkili hümoral faktörlerdir.

*Hücresel; Deri ve mukozaların normal florası, NK hücreleri ve fagositoz olayı doğal immünitede önemli hücresel etkinliklerdir.

Kazanılmış bağışıklık

Doğumda varolmayan yaşam süresince kazanılmış bağışıklıktır.

- Aktif kazanılmış bağışıklık: Birey hastalığı geçirerek veya virülansı azaltmış mikroorganizmalarla (aşılama) aktif olarak bağışıklanır. Koruyuculuk yıllarca bazen yaşam boyu sürebilir.

- Pasif kazanılmış bağışıklık: Pasif bağışıklıkta hastalığı daha önce geçirmiş yada aşılanmış bir başka kaynakta oluşturulan antikorlar verilir ya da bebek anne karnında iken plesanta yoluyla dolaşımdan antikor alır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ-SAVUNMA MEKANİZMALARI VE İİLEYİİİ

Bakteri ve yabancı proteinlere karşı savunma /cevap 2 temel yol ile oluşur:

- İmmünolojik mekanizmalar.

- Nonimmünolojik mekanizmalar.

İMMÜNOLOJİK MEKANİZMALAR

Hümoral bağışıklık; Plazma proteinlerinin gama globulin fraksiyonunda kanda dolaşan antikorları ile oluşturulur. Bunlar immunglobulinlerdir. İmmunglobulinler B hücresinin son evre hücresi olan plazma hücresi tarafından yapılan ve biyolojik olarak aktif glikoprotein yapısında moleküllerdir. Başlıca 5 tip immunglobulin vardır. Vücutta en çok ıgg, en az da ıgd ve ıge bulunur.

İmmunglobulinlerin biyolojik işlevleri

- Virüsleri etkisizleştirme

- Bakteri çökeltme

- Kompleman bağlama

- Eozinofilik parazit öldürücülük

- Zehirsizleştirme

- Damar geçirgenliğini artırma

- Bakteri opsonizasyonu

Hücresel bağışıklık; Bu sistem belirli iki lenfosit grubunu oluşturmak üzere farklılaşmış hücrelerdir. Bu hücreler T lenfositleri ve B lenfositleridir.

T Lenfosit Yanıtı: Konakçı savunma mekanizmasını aşan bir mikroorganizma önce mukozal yüzeyde “antijen sunan hücre” ile karşılaşır. Bu hücreler T hücre yanıtını düzenler. T hücreleri tarafından interlökin 1, 2 ve bazı sitokinler salınır. T hücreleri salgıladıkları sitokinler tarafından uyarılır ve klonal olarak çoğalırlar. Bunların bazıları da bellek hücreleri olurlar.

B Lenfosit Yanıtı: T hücreleri salgıladıkları interlökin ile B hücrelerini aktive eder. Antijen B hücresinin yüzeyinde bulunan immünglobüline bağlanarak ve hücre içine alınarak parçalanır. Bu hücrenin yüzeyinde bir antijen kompleksi bulunur. Bu hücreler bellek hücreleridir. Yardımcı T hücreleri yüzeyinde antijen kompleksi içeren bu hücreleri tanıyarak interlökin salgılar

İnterlökinler: B hücrelerinin proliferasyonunu, B hücrelerinin bellek hücresi haline dönüşmesini ve B hücrelerinin antikor sentezleyerek olgun plazma hücreleri haline dönüşmesini sağlar.

Kompleman: Konakçıya giren patojenlere karşı savunmada görev alan temel sistemdir. Karaciğer tarafından üretilen ve vücuda giren antijene özgü antikor oluşturmada rol oynayan dolaşımdaki plazma proteinleridir. Ayrıca doku makrofajları, kandaki monositler, GİS’ in epitel hücresi, ürogenital sistemin epitel hücresi ve glialar tarafından da sentezlenir.

Sitokinler: İmmün sistem hücrelerinin aktivitelerini yönlendiren küçük proteinlerdir. Monosit/makrofaj ve lenfositler gibi bazı hücrelerden salgılanırlar. Lökositlere etki edenlere interlökin denir. Konağın yabancı antijene karşı reaksiyonunu, lökosit ve bazı hücrelerin gelişmesini ve farklılaşmasını sağlayan immünomodülatör etkili moleküllerdir.



NONİMMÜNOLOJİK MEKANİZMALAR

Deri ve Mukozalar: Derinin bütünlüğü ve ph sı, mukozalardaki mukus, gözyaşı, prostat sıvısı gibi mukoza sıvılarındaki lizis etkisi patojenlere karşı güçlü bir bariyerdir Bağışıklık Sistemi Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

Solunum sistemi: Özel sekresyon ve epitel yapısı ile savunmasını yerine getirir. 10 mikrondan büyük partiküller kıllar ve sekresyon tarafından tutulur. Trakea bronşiyal sistemde tutulanlar ise öksürük refleksi ile atılır. Bronş mukoza salgısındaki ıga ve ıgg bakterilerin epitele yapışmasını önler ve toksinlerini nötralize eder.

Gastrointestinal Sistem: Gastrik asidite bakterilerin kolonizasyonunun ve sindirim sisteminin alt kısımlarına geçmesini engeller.

Genital Sistem: Vajinal mukus, vajen dokusu ve ph sı , endometriumun düzenli aralıklarla yenilenmesi enfeksiyonlara karşı korunmada rol oynar.

Üriner Sistem: Bu sistemin doğal mukoza ve kas yapısı enfeksiyonların kolaylıkla yerleşmesini engeller.



BAĞIŞIKLIĞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Yaş: Yaşın ilerlemesiyle birlikte organizmanın doğal korunma mekanizmalarında ki bozulmalar bireyin enfeksiyona eğilimini arttırır.

Beslenme: Yeterli beslenme bağışıklık sisteminin fonksiyonları için gereklidir. Protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve elektrolitlerin yeterli alımı bağışıklık sisteminin sağlıklı kalmasında hayati öneme sahiptir. Örn; protein lökositlerin çoğalması ve IG lerin sentezi için gereklidir. Çinko eksikliği timusun küçülmesine ve T lenfositlerin sayı ve işlevlerinde azalmaya neden olur.

İlaçlar: Birçok ilaç bağışıklık sistemini baskılar. Örn; sefalosporin grubu antibiyotikler, fenotiazin grubu antipsikotik ilaçlar kemik iliğini baskılar. Kortikosteroidler fagositoz yapan hücrelerin aktivitesini azaltır. Antitiroid ilaçlar agranülositoz ve lökopeni yapar.

Stres: Travma, yanık gibi akut fiziksel stresörler ve duygusal stresörler bağışıklık hücrelerinin işlevlerini baskılayarak enfeksiyona yatkınlığı artırır.



İMMUN SİSTEM TANILAMASI

Öykü alma:Ailede immun sistemle ilgili hastalığı olan birey olup olmadığı varsa kimlerin olduğu, varsa hangi hastalık olduğu belirlenmelidir.

Tekrarlayan enfeksiyonlar, tipi, sıklığı, neden olan faktörler, deride kızarıklık, arttıran ve azaltan faktörler, beden ısında artma ve süresi, lenf bezlerinde büyüme olup olmadığı, enfeksiyonların günlük yaşam aktivitelerini ne kadar etkilediği, eklem ağrısı olup olmadığı belirlenmelidir.

Bireyde ve ailesinde bir allerji öyküsünün olup olmadığı biliniyorsa nelere karşı olduğu sorgulanmalıdır.

Çoğunlukla geçirdiği hastalıklar, uygulanan aşılar, kronik hastalık varlığı( diyabet, kronik böbrek yetmezliği), AİDS gibi immun sistem hastalığı, diş eti kanaması, ekimoz gibi kanama bozukluğu olup olmadığı, radyoterapi, kemoterapi, ameliyat, transplantasyon öyküsü, tanı amaçlı yapılan testler belirlenmelidir.

Besin intoleransı, iştahsızlık, bulantı-kusma, sindirim güçlüğü, gaz, diyare, konstipasyon yakınması, diyet kısıtlaması, kilo artışı/ kaybı olup olmadığı sorgulanmalıdır.

Baş ağrısı, huzursuzluk, depresyon, stres faktörleri, baş etme durumu ve madde bağımlılığı durumu olup olmadığı belirlenmelidir.

İş ortamında maruz kaldığı kimyasal maddeler, aktif/pasif sigara içme, evde kedi/köpek/kuş gibi evcil hayvan bulundurma durumu, evin, işyerinin ısıtma durumu sorgulanmalıdır.



İMMUN SİSTEM HASTALIKLARIİMMÜN SİSTEM YETERSİZLİKLERİ

1-Primer immün sistem yetersizlikleri

2-Sekonder immün sistem yetersizlikleri

PRİMER İMMÜN YETERSİZLİKLERİ

Genetik kökenlidir. Yeni doğan ve çocukluk döneminde görülür. Primer immün yetmezlik hastalıkları nadir görüldüğünden hastaların gözden kaçırılmaması ve şüphelenildiğinde gereken incelemelerin yapılması gerekir. Ciddi bir hastalıktır ancak nadiren ölümle sonuçlanabilir ve genellikle kontrol altına alınabilir. Erken tanı ile kalıcı hasarlar önlenebilmektedir. On haberci bulgusu vardır:

1. Bir yıl içinde sekiz yada daha fazla sayıda enfeksiyon geçirilmesi

2. Bir yıl içinde iki yada daha fazla sinüzit geçirilmesi

3. İki ay yada daha uzun süre kullanılan antibiyotiklerin az etkili olması

4. Bir yıl içinde yada daha fazla pnömoni geçirilmesi

5. Tekrarlayan derin doku yada organ apseleri

6. Bir yaşından sonra ağız yada başka bir yerde deride inatçı mantar enfeksiyonu,

7. Yeni doğanda kilo alma yetersizliği ve gelişme geriliği

8. Enfeksiyon tedavisinde İV antibiyotik kullanımına gereksinim olması

9. İki yada daha fazla menejit, osteomyelit, sellülit yada sepsis gibi derin doku enfeksiyonu geçirme

10. Ailede primer immün yetersizlik olmas



Primer immün yetmezlik hastalıkları üç grup altında toplanmaktadır. Bunlar;

1. Antikor eksikliği hastalıkları,

2. Kombine immün yetmezlik hastalıkları,

3. İyi tanımlanmamış immün yetmezlik hastalıklarıdır.



**ANTİKOR EKSİKLİĞİ HASTALIKLARI

*X’ e Bağlı Agammaglobulinemi; Anneden bebeğe geçen antikorlarla yaşamın ilk aylarında sağlıklı geçirilir. Daha sonra çeşitli enfeksiyonlar yaşarlar. Tedavide antimikrobiyal ilaçlar ve gammaglobülinler kullanılır.

*X’ e bağlı hipogammaglobülinemi; Büyüme Hormonu eksikliğine bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Temel neden bilinmemektedir.

*Igm artışı ile birlikte görülen immün yetmezlik; X kromozomuna bağlı geçiş gösterir ve hastaların çoğu erkektir.

*Igm eksikliği: Ağır seyreden ve sık tekrarlayan enfeksiyonlar belirgindir ve nadir görülür.

*Igg Gruplarının Eksikliği; Sık tekrarlayan enfeksiyonlara rağmen kanda ıgg yüksek olması beklenirken alt sınıra yakındır. Tedavide proflaktik antibiyotik ve gammaglobülin tedavisi yarar sağlar.

*Edinsel Agammaglobülinemi; Genetik bir geçiş gösterilmemiş olmasına rağmen bu hastalığın görüldüğü ailelerde bazı otoimmün hastalıklara sık rastlanmaktadır. Çoğunlukla 20-30 lu yaşlarda ortaya çıkan bu hastalıkta sık tekrarlayan sinüzit, bronşit ve pnömoni görülür.

*Iga Eksikliği; Tamamen sağlıklı durumdan, ağır sistemik enfeksiyonlara, malabsorbsiyonlara, alerjik duruma , hepatit ve otoimmün hastalıklara kadar değişik ve geniş klinik tablo gösterebilmektedir. Iga eksikliği olan hastalarda ıgg cevabı düşüktür.

*Hiperimmünglobülinemi E sendromu; Fagositik hücrelerle ilgili olan bu sendrom bakteriyel, fungal, ve viral enfeksiyon ve abseler ile karakterizedir. Hiperimmunglobulin E sendromu nadir görülen genetik bir hastalıktır. Klinik tabloda kaba yüz görünümü, özellikle stafilokoklara bağlı tekrarlayan kutane ve viseral bakteriyel infeksiyonlar ve şiddetli jeneralize ekzema hakimdir. Bazen osteoporozis ile birlikte görülebilir. Laboratuvar tetkiklerinde total ve spesifik ıge' de yükseklik ve eozinofili görülür. HIE sendromunun etyolojisi tam bilinmemekle birlikte hücresel ve hümoral yanıtlarda bozukluk olduğu düşünülmektedir. Enfeksiyonlara yönelik tedavi ve granülosit makrofaj stimüle edici faktör (GM-CSF) uygulanabilir.

KOMBİNE İMMÜN YETMEZLİKLER:

Bu grup hastalıkta temel sorun T hücresindeki defekte bağlı immün yetmezliktir. Bu hastalıklar arasında; Ağır Kombine İmmün Yetmezlik, Adenozin Deaminaz Eksikliği, Pürin Nükleozit Fosforilaz Eksikliği sayılabilir.

İYİ TANIMLANMAMIİ İMMÜN YETMEZLİKLER;

Bu grup hastalıklar arasında; Wiscott-Aldrich Sendromu, Ataksi-Telenjektazi, Digeorge Sendromu ve Primer Kompleman Eksiklikleri sayılabilir.

SEKONDER İMMÜN SİSTEM YETERSİZLİKLERİ

Primer immün sistem yetersizliklerinden daha çok görülür. Başka bir hastalığa veya tedavisine bağlı olarak gelişir. En yaygın nedenleri; beslenme bozukluğu, kronik stresler, yanıklar, üremi, diyabetes mellitus, bazı otoimmun hastalıklar, bazı virüsler, bazı ilaçların kullanımı yada kimyasal maddelere maruz kalma, ilaç yada alkol bağımlılığı, AİDS’ dir.

İMMÜN YETMEZLİKLERDE HEMİİRELİK BAKIMI

Bu hastalıklarda hemşirelik yönetimi tanılama, hasta eğitimi ve destekleyici bakımı içerir.

*Tanılama; Hastanın beslenme durumunun değerlendirilmesi, stres ve başetme yöntemleri, alkol ve sigara alışkanlıkları ve genel hijyen alışkanlıkları gibi immün işlevleri etkileyebilecek durumların değerlendirilmesi önemlidir. Diğer girişimler direkt olarak enfeksiyon riskini azaltmak, immün sistem işlevlerini, beslenmeyi düzeltmek ve mesane/ barsak işlevlerini sürdürmesine yardımcı olmak için planlanmalıdır.

Bu amaca yönelik olarak;

- Yeterli ve dengeli beslenmesini ve sıvı alımını sağlamak

- Barsak ve mesane fonksiyonlarının devamını sağlamak

- Stresle baş etme ve yaşam tarzı değişikliğine uyumda yardımcı olmak

- Enfeksiyon belirti bulgularını izlemek ve kaydetmek

- Enfeksiyonun varlığında kültür ve duyarlılık testleri ile belirlenen uygun antibiyotikle enfeksiyonu tedavi etmek

- Enfeksiyon gelişmesine yönelik önlemleri almak

O Hasta hastanede ise tek kişilik odada kalmalı.

O El yıkamanın önemi, ziyaretçilerin kısıtlanması, enfekte kişilerle temasın önlenmesi gibi konularda hasta ve ailesine eğitim yapılmalı.

O Düzenli olarak derin soluk alma ve öksürük egzersizleri yaptırılmalı.

O Cilt ve mukoza bütünlüğünün korunması sağlanmalı.

O Tüm sağlık personeli pansuman değiştirme, mesane kateterizasyonu, ven giriş gibi invaziv uygulamalarda katı asepsi tekniklerini uygulamalı.



*Hasta eğitimi ve destekleyici bakım; Hasta yakınları enfeksiyon belirtileri, immun sistem baskılanması nedeniyle görülebilecek atipik bulgular, koruyucu tedaviler, enfeksiyondan korunma önlemleri, fiziksel durumda istenmeyen değişiklikler olduğunda sağlık kuruluşuna başvurmanın önemi konusunda eğitilmelidir.

*AİDS ( edinilmiş İmmun Yetmezlik Sendromu)

Sekonder immun yetersizlik hastalıklarının en önemlilerinden birisi AİDS’ dir. HIV ( Human Immunodeficiency Virus) ’ in neden olduğu kronik ve ilerleyici bir immun işlev bozukluğunun son evresidir. Ekeni HIV dir. HIV hücre yapısını bozan bir RNA virüsüdür. HIV-1 ve HIV-2 olmak üzere iki tipi vardır. Dünyada yaygın olarak hastalığa neden olan HIV-1 dir.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıkların Kontrolü Daire Başkanlığı Zührevi Hastalıklar Şubesinin verilerine göre, en fazla vaka ve taşıyıcı 30-34 arası yaş grubunda bulunurken, bulaşma yollarının başında heteroseksüel cinsel ilişki gelmektedir. Türkiye’de bildirilen AIDS vaka ve taşıyıcılarının yıllara göre dağılımı incelendiğinde 2006 yılında 612 vaka ve 1800 taşıyıcı (toplam 2412) olduğu görülmektedir.

HIV ile enfekte kişilerin hepsinde aynı hastalık görülmeyeceği gibi, virüs aldıktan sonra ne kadar süre içerisinde AIDS’ in klinik bulgularının ortaya çıkması da kişiden kişiye değişir. Taşıyıcılık süresi 6 ay ile 3 yıl arasındadır.

KLİNİK BELİRTİ VE BULGULAR

*Solunum sistemi belirti ve bulguları: Pnömonitis karini, sitomegalovirüs ve mikobakterium avium gibi etkenlere bağlı fırsatçı enfeksiyonlar, öksürük, dispne ve göğüs ağrısıdır.

*GİS belirti ve bulguları: İştah azalması, bulantı, kusma, ağız ve özafagusta mantar enfeksiyonu ve kronik diyaredir.

*Onkolojik bulgular: HIV’ in kanser hücrelerinin gelişimini uyarması yada bağışıklık eksikliğinin kansere neden olan virüsler ve sağlıklı hücrelerin kansere hücresine dönüşmesini kolaylaştırması gibi nedenlerle bu hastalarda kanser insidansı yüksektir. Kaposi sarkomu (KS), B hücreli lenfomaların belirli tipleri ve invaziv servikal lenfomalar AİDS’ li hastalarda görülebilecek kanser tipleridir. Ayrıca deri karsinomları, mide, pankreas, rektum ve mesane kanserleri de diğer bireylerden daha fazla görülmektedir.

*Nörolojik bulgular: Hastaların %80’ inde nörolojik bulgular ortaya çıkmaktadır. HIV’ in direk olarak merkezi sinir sistemini etkilemesi ile m nörolojik işlev bozuklukları ortaya çıkar. HIV ensefalopatisi, cryptococcus neoformans enfeksiyonu ve periferal nöropati gibi hastalıklar görülebilir.

*Deri bulguları: Deride kuruluk, hassasiyet, yaygın folikülitler gelişebilir. Yüzde yumuşak kıvamlı yaygın yumrularla karakterize viral enfeksiyonlar kafa derisi ve yüzde seboreik dermatitler görülebilir.

Endokrin Bulgular: Endokrin bezlerde fırsatçı enfeksiyonlara bağlı yıkımlar ve maligniteler ortaya çıkabilmektedir.

Jinekolojik bulgular: Kadınlarda tekrarlayan inatçı vajinal mantar enfeksiyonları ilk bulgulardandır. Servikal intra epitelyal kanser gelişim riski bu hastalarda yüksektir. Kadınlarda amenore yada ara kanama gibi mensturasyon bozuklukları diğer kadınlara göre daha sıktır.

Psikolojik bulgular: Depresyon ve intihar eğilimleri sık görülür.



TANI TESTLERİ*ELİSA (Enzyme linked immunosorbent assay): HIV’ e karşı oluşan antikorları tespit etmek amacıyla yapılır. İki kez pozitif sonuç alınırsa doğrulama testleri yapılır. (kollajen doku hastalıkları, kronik hepatit, sıtma ve hodgkin lenfomada da pozitif reaksiyon verebilir). HIV antikorlarının ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır.



*Western blot testi: Elisa testinde iki kez pozitif sonuç alındığında seropozitifliği doğrulamak için yapılır.



*Viral yükleme testleri: Plazma HIV RNA düzeylerini izlenmesinde kullanılır. CD4 hücre sayılarının izlenmesinde kullanılmaktadır.



*RİSK GRUPLARI

Homoseksüel erkekler, heteroseksüel, birden fazla partneri olanlar, hemofili hastaları, koagülasyon bozukluğu olanlar, hemodiyaliz hastaları, kan transfüzyonu ve doku nakli olanlar, IV ilaç kullanan bağımlıları, enfekte kişilerin cinsel eşleri, enfekte annelerin bebekleri, cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlar ve sağlık personelidir.

**BULAŞMA YOLLARI

1.Kan yolu ile bulaşır.

- Enfekte kan, kan ürünleri ve organ nakli ile,

- Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri ile,

- Kesici, delici aletler(jilet,makas), dövme aletleri, akapunktur iğneleri ile bulaşır.

- Damar içi uyuşturucu kullananların paylaştıkları iğne, enjektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olmaktadır.

2.Cinsel ilişki ile bulaşır.

- Cinsel ilişki en önemli bulaşma yoludur.

- Her türlü cinsel ilişkiyle bulaşabilir.

- Cinsel ilişki sırasında; vajina, penis, anüs mukozasından veya ağızdaki zedelenmiş doku veya çatlaklardan vücuda girerek; erkekten kadına; kadından erkeğe; erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir.

3. Enfekte anneden bebeğine bulaşır.

- Gebelik

- Doğum

- Emzirme sırasında bulaşma olabilir.

- Anneden bebeğe geçme oranı % 30 kadardır.

**HIV; kan, sperm ve vajina salgısında yaşar. İdrar, gözyaşı, ter ve tükrükte düşük konsantrasyonlarda bulunur. Dış koşullara çok duyarlı olduğundan vücut dışında, havada, suda, toprakta ve eşya üzerinde canlı kalması söz konusu değildir. Buna bağlı olarak virüsün bir kişiye normal sosyal ilişki sırasında bulaşması olanaksızdır.

HIV ‘in bulaşmadığı Durumlar

- Günlük yaşamdaki olağan davranışlar ve sosyal ilişki ile,

- Solunum yoluyla,

- Havayla,

- Deri bütünlüğü bozulmamış ise; cilt yoluyla, dokunmakla, el sıkma ile,

- Tükrük, gözyaşı, ter, idrar ve dışkıyla,

- Sivrisinekler ve diğer kan emen böceklerle

- Ortak kaşık, tabak, bardak, giysi kullanımı ile

- Tuvalet ve yüzme havuzundan BULAŞMAZ.

**AİDS VİRÜSÜ SON DERECE DAYANIKSIZDIR: Spermdeki ve vagina salgısındaki HIV vücut dışında yaşayamaz ve dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. Kurumuş kanda da kısa sürede ölür.

**Tedavi ve hemşirelik bakımı

Tedavinin ana amacı: kandaki virüs miktarını gösteren viral yükün baskılanıp en alt düzeye indirilmesi hatta yok edilmesi, bağışıklık sisteminin korunması, HIV enfeksiyonunun etkilerinin azaltılması, yaşam kalitesinin artırılması, AIDS’den ölüm oranının azaltılmasıdır.

HIV enfeksiyonunun tedavisinde antiretroviral ajanlar kullanılmaktadır. Bu ajanların tedavisi rejimleri karmaşık, önemli yan etkileri olan, virüsün hızla yapı değiştirmesi ve viral direnç nedeniyle ciddi güçlükler yaratmaktadır.

Tedaviye alınmayan bireylerde viral yükleme testinin tanıyı izleyerek her üç/dört ayda bir, T hücrelerinin sayısının belirlenmesinin he üç/ altı ayda bir tekrarlanması önerilmektedir.

Ayrıca bağışıklık sistemini tekrar düzeltmek yada güçlendirmek amacıyla da interlökin-2, interlökin-12, diğer sitokin ve lenfokinlerin etkinliğine ilişkin çalışmalarda sürdürülmektedir.

Korunma

- Korunmalı cinsel ilişki

O Kadın/erkek kondomu, diyafram kullanımı

O Kondom ve diğer koruyucuların tek kullanımlık olması

O Karşılıklı tek eşlilik

O Anal ilişkiden kaçınmak

- Kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi

O Donörlere uygun serolojik testlerin yapılması (güvenli ürün temini)

O Ortak iğne ve şırınga kullanımının önlenmesi

O HIV+ yada ilaç alışkanlığı alan bireylerin kan, kan ürünleri, organ ve doku vericisi olmaması

- Perinatal bulaşmanın önlenmesi

O Enfekte kişiye önerilebilecek tek yol hamilelikten kaçınmaktır.

**Sağlık personeli için etkene maruz kaldıktan sonra/kuşkulu maruz kalmada uyulması gereken korunma önlemleri:

Hastaya yapılan bir girişimde iğne yada delici, batıcı cisim yaralanması olan sağlık personeli aşağıdaki adımları izlemelidir:

1- Yaralan bölge su ve sabunla yıkanmalıdır.

2- Yaralanma kayıtları için yönetici hemşire haberdar edilmelidir.

3- Hangi hastaya girişim yaparken yaralandığı bildirilmelidir.

4- Çalışılan kurumun enfeksiyon kontrol komitesine haber verilmelidir.

5- HIV testinin yapılması için onay verilmelidir.

6- HIV için koruyucu tedaviye başlanılmalıdır.

- 2 saat içinde başlanmalıdır.

- Testler tamamlanıncaya kadar cinsel ilişkide gerekli koruyucu önlemleri alınmalıdır..

7- Kuşkulu yaralanmadan altı hafta, üç ay, altı ay ve bir yıl sonra testler yaptırılmalıdır.

AİDS’ Lİ HASTANIN HEMŞİRELİK BAKIM PLANI HEMİİRELİK TANISI 1: ENFEKSİYON RİSKİ

Neden: İmmun sistem yetersizliği

Beklenen hasta sonuçları:

- Enfeksiyon belirtilerinin erken dönemde saptanması

- Enfeksiyon belirti ve bulgularının olmaması

- Normal vücut ağırlığını sürdürmesi

- Ağız mukozasının bütünlüğünü sürdürmesi

- Deri ve perineal alanda hijyen sağlanması

- Yorgunluk olmadan gerekli aktiviteleri sürdürmesi

Hemşirelik girişimleri

- 4 saatte bir enfeksiyon belirti ve bulguları yönünden (beden ısında yükselme, taşikardi, solunum derinliğinde azalma, oral mukoz membranlarda, retrosternal bölgede ağrı, yutma güçlüğü deride kızarıklık) izlenir.

- Olası enfeksiyonu erken dönemde tespit etmek için bazı vücut sıvılarından örnek alınır.

- Hastaya yapılacak tüm girişimlerde asepsi- antisepsi kurallarına uyulur.

- Gerekiyorsa hastanın izolasyonu sağlanır.

- Uygun solüsyonla (limon ve alkol içermeyen) ağız bakımı verilir. Dudakların nemliliği sağlanır.

- Cilt travmalardan korunur.

- Cilt alkol içermeyen temizleyiciler ve kurutmayan sabunlarla temizlenir.

- İnvazif girişimlerin sayısı mümkün olduğunca azaltılır.

- Uygun gıdalarla yeterli ve dengeli beslenme sağlanır.

HEMŞİRELİK TANISI 2: DERİ BÜTÜNLÜĞÜNDE BOZULMA RİSKİ

Neden: Aktivite azalması, beslenme yetersizliği, immun sistem yetersizliği

Beklenen hasta sonuçları:

- Deri bütünlüğü korunmalı ve sürdürülmeli

- Basınç altındaki alanlar gözlenmeli ve deri bütünlüğünde bozulma bulguları erken evrede saptanmalı

- Derinin nemliliği sağlamalı

- Derinin kuru ve temiz olması sağlanmalı

- Yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanmalı

Hemşirelik girişimleri

- Bir başka sakıncası yoksa hastanın yeterli sıvı alımı sağlanır (en az2500ml/gün).

- Hastanın aktivite /güçsüzlük durumuna göre 30 dk-2 saatte bir pozisyon değişikliği sağlanır.

- Her pozisyon değişikliğinden sonra deri bütünlüğünde bozulma olup olmadığı kontrol edilir.

- Gerekiyorsa basınç altındaki bölgelere masaj uygulanır.

- Eritemli bölgelere masaj uygulamaktan kaçınılır.

- Derinin kuru ve temiz olması sağlanır.

- Pozitif nitrojen dengesini sağlamak için hasta için bir başka sakıncası yoksa protein ve karbonhidrattan zengin diyet alımı için diyet uzmanı ile işbirliği yapılır.

- Gerekiyorsa basınç azaltıcı materyaller ve havalı yatak kullanımı sağlanır.

HEMŞİRELİK TANISI 3: ORAL MÜKÖZ MEMBRANLARDA DEĞİŞİKLİK

Neden: İlaçlar, immun sistem yetersizliği, enfeksiyon, yetersiz beslenme

Beklenen hasta sonuçları:

- Oral müköz membranların bütünlüğü korunmalı ve sürdürülmeli

- Dudaklarda kuruma, kızarıklık, şişlik, kanama, ağrı, kaşıntı, herpes simpleks, oral mukozada kuruluk, kanama, kızarıklık, ödem, diş etlerinde solukluk, şişlik, ülser ve kanama gibi bulgular olmamalı

- Yeterli sıvı alımı ve beslenme sürdürülmeli

Hemşirelik girişimleri

- Ağız değerlendirilirken asepsi-antisepsi kurallarına uyulur.

- Uygun aralıklarla ağız bakımı yapılır.

- Ağız bakımında uygun yöntemler (limonlu ve alkollü solüsyonlar kullanılmaz) kullanılır.

- Yumuşak diş fırçası kullanılır.

- Dudaklar ve ağız mukozasının nemliliği sağlanır.

- Yeterli beslenme sıvı alımı sağlanır.

- Yemek öncesi ağrıyı gidermek için anestetik solüsyonlarla ağız bakımı verilir.

- Oral mukozayı tahriş edecek besinlerden kaçınılır.

- Hasta ve yakınları konu ile ilgili eğitilir.

HEMŞİRELİK TANISI 4: BESLENMEDE DEĞİŞİM: BEDEN GEREKSİNİMDEN AZ BESLENME

Neden: Hastalık süreci, ateş, bulantı, kusma, oral ülserler, diyare

Beklenen Hasta Sonuçları:

- Hastanın gereksinimlerine göre yeterli beslenmesini sağlamak

Hemşirelik girişimleri:

- Malnütrisyon göstergeleri yönünden hasta değerlendirilir (boy, kilo, serum BUN, protein, albumin, transferin düzeyleri, hemoglobin, hematokrit, antropometrik ölçümler)

- Hastanın beslenme öyküsü, sevdiği ve sevmediği besinler sorgulanır.

- Oral alımı olumsuz yönde etkileyen faktörler (ağızda enfeksiyon varlığı, bulantı vb.) Değerlendirilir

- Hastanın diyeti diyetisyen ile birlikte düzenlenir.

- Oral alımı arttırmak için:

* Öğünlerden önce hastanın dinlenmesi sağlanır
* Öğün saatleri ağrılı ve hoş olmayan işlemlerden hemen sonra olmayacak şekilde düzenlenir.
* Öğün öncesi ağız bakımı yapılır.

Diyet düzenlenirken hastanın tercihleri sorgulanır.

- Hastanın sık sık ve az az beslenmesi sağlanır (6 kez/gün)

- Hasta karbonhidrat ve protein içeren gıdalar tercih etmesi yönünde bilgilendirilir.

- Hekim ve diyetisyenle birlikte alternatif beslenme seçenekleri (enteral/parenteral) konusunda işbirliği yapılır.

- Belirli aralıklarla vücut ağırlığı ölçülür.

- Yemekler iştah açıcı şekilde düzenlenir.

HEMŞİRELİK TANISI 5: ETKİSİZ HAVA YOLU HİJYENİ

Neden: Fırsatçı akciğer enfeksiyonları

Beklenen Hasta Sonuçları:

- Enfeksiyonun giderilmesi

- Hava yolu açıklığını sağlaması

- Etkin solunumun sürdürülmesi

Hemşirelik girişimleri

- Hastaya fowler yada semifowler pozisyonu verilir.

- Etkisiz hava yolu hijyeni belirti ve bulguları değerlendirilir.

- Derin soluk alıp verme ve öksürük egzersizleri yaptırılır.

- Hasta hareketsiz ise 2 saatte bir pozisyon değişikliği yapılır.

- Balgam kültürü örneği alınır ve antibiyogram doğrultusunda antibiyotik tedavisine başlanır.

- Hastanın dinlenmesi için uygun çevresel düzenlemeler yapılır.

- Sakıncası yok ise günde 3 lt sıvı alması sağlanır.

- Oda havası nemlendirilir.

- Sekresyon atılımını kolaylaştırmak için hekim istemi ile mukolitik ilaçlar verilir.

- Gerektiğinde nazal kanül ile oksijen desteği (2-3 lt/dk) verilir

- Mekanik ventilasyon ve entübasyon için gerekli malzemeler hazır bulundurulur.

- GYA'ni yerine getirirken hastaya destek olunur.

HEMŞİRELİK TANISI 6: AĞRI

Neden: Aktivitelerin azalması, yorgunluk, enfeksiyon, ekstremitelerde ödem, menejit, ansefalit, lenfadenopatiye bağlı sinir basısı, anksiyete, korku

Beklenen hasta sonuçları:

- Ağrıyı kontrol altına almak

- Hastanın rahatını ve konforunu sağlamak

Hemşirelik girişimleri

- Ağrıya neden olan faktörler değerlendirilir.

- Ağrının yeri, şiddeti, süresi, ağrıyı azaltan ve arttıran faktörler değerlendirilir ve izlenir.

- Lenfadenopatiye bağlı ağrıda basıncı azaltmak için uygun pozisyon verilir.

- Gerekirse ve başka sakıncası yoksa masaj uygulanır.

- Anksiyete ve korkuyu gidermek için gerekli bilgiler verilir.

- Hangi GYA lerinin ağrıyı arttırdığı ve azalttığı öğrenilip buna göre planlama yapılır.

- Ağrıya karşı duyusal tepkileri değerlendirilir (inkar, anksiyete vb.).

- Ağrı kontrolü için önerilen analjezikler hastanın durumuna göre uygulanır.



HEMŞİRELİK TANISI 7: SOSYAL İZALASYON

Neden: Hastalık ile ilgili stigma, sosyal destek eksikliği, hastanın izolasyona alınması

Beklenen Hasta Sonuçları:

- Sosyal izolasyon hissinin daha az hissetmesi

- Sosyal katılımının sürdürülmesi

Hemşirelik girişimleri:

- Hastanın sosyal etkileşim biçimleri değerlendirilir.

- Sosyal izolasyon göstergeleri değerlendirilir (sosyal etkileşimde azalma, düşmanlık hissi, uyumsuzluk, mutsuzluk, reddetme, yalnızlık hissi vb.).

- HIV bulaşma yollan hakkında bilgi verilir.

- Baş etme ve sosyal destek mekanizmaları geliştirmek için uygun destek kaynakları araştırılır (aile, arkadaşlar ile etkileşime geçme, destek grupları vb.).

- Tedavi ve bakım uygulamaları dışında hastaya duygularını ifade edebilmesi için zaman ayrılır.

- Hasta kitap okuma, televizyon izleme vb. Aktivitelerde bulunması konusunda desteklenir.

- Hastaya telefon, mektup vb. Yöntemlerle diğer kişilerle ilişkilerini sürdürmesi için imkan tanınır.

- Birey yargılamadan, kabullenici-destekleyici bir yaklaşımla aktif olarak dinlenir.

HEMŞİRELİK TANISI 8: SIVI ELEKTROLİT DENGESİZLİKLERİ

Neden: GİS enfeksiyonları, Oral alımın azalması

Beklenen hasta sonuçları:

- Sıvı elektrolit dengesizliklerine bağlı belirti ve bulguların olmaması

Hemşirelik girişimleri

- Günlük aldığı çıkardığı takibi, kilo ölçümü yapılır.

- Kan elektrolit değerleri düzenli aralıklar ile izlenir (sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, çinko).

- Eksik olan elektrolitler hekim istemi doğrultusunda IV yol ile verilir.

- Malnütrisyon HIV enfeksiyonu riskini arttırdığı için hasta malnütrisyon belirti bulguları yönünden değerlendirilir.

- Dehidratasyon belirti bulguları (deri, mukoz membranlarda kuruluk, deri turgorunda azalma, oligüri, anüri, konsantre idrar, postural hipotansiyon, zayıf ve hızlı nabız) yönünden hasta izlenir.

- Vital bulgu takibi yapılır ve elektrolit dengesizliği bulguları değerlendirilir:

O Hiponatremi; cilt turgorunda bozulma, deri ve mukoza kuruluğu, kas krampları, bulantı, kusma, ishal, letarji, konfüzyon, halsizlik, epilepsi, boyun ve lerinin düzleşmesi, baş ağrısı, baş dönmesi, ortostatil hipotansiyon, taşikardi

O Hipomagnezemi; Chvostek bulgusu, derin tendoı refleksinde artma, tetani, konvülsiyon, kas zayıflığı, yorgunluk, seyirme, huzursuzluk, deliryum, konfüz-yon, hipertansiyon, kardiyak aritmiler

Hipokalsemi; Yorgunluk, anoreksi, bulantı, kusma, kas zayıflığı, bacak krampları, parestezi, barsak hareketlerinin azalması, distansiyon, paralitik ileus, solunum kaslarının etkilenmesine bağlı yüzeysel solunum, aritmiler, hipotansiyon, kardiyak arrest

- Elektrolit kaybına neden olan GİS enfeksiyonları kontrol altına alınmaya çalışılır.

ANAFLAKSİ

Bu reaksiyon dakikalarla ifade edilecek kadar kısa zaman içinde ani olarak gelişen ve acil müdahaleyi gerektiren bir tablodur. Özel alerjene karşı ıge antikorlarını üretilmektedir. Mast hücreye tutunan ıge’ ler allerjeni yok etmeyi hedefler. Mast hücresine tutunan ıge’ ler dolaşıma katıldıktan sonra mast hücre granülleri içinden hızla kimyasal mediyatörler açığa çıkar. Bu kimyasal mediatörler: Histamin, bradikinin, eozinofil kemotaksik faktör, prostaglandin, platelet aktive edici faktör ve serotonindir. Bu kimyasal mediatörler düz kasların kasılmasına, bronkospazma, mukoza ödemine, enflamasyona ve kapiller geçirgenlikte artışa neden olur.

Sistemik anaflaktik reaksiyona neden olan maddeler arasında; parenteral ilaç, aşı, serum uygulamaları, proteinler, polisakkaritler ve hapten sayılabilir.

Belirti ve Bulgular

Alerjenle karşılaştıktan sonra birkaç dakika içinde; kızarıklık, ürtiker, kaşıntı ve anjionörotik ödem gibi lokal belirtiler verir. Kardiyovasküler, solunum, sindirim sistemi ve cilt ve mukozalara ilişkin belirtiler 30 dk. İçinde görülür.

Hafif Sistemik Belirtiler; periferal karıncalanma, hafif sıcaklık hissi, ağız ve boğazda dolgunluk, nazal konjesyon, periorbital ödem, kaşıntı, aksırık, gözlerde yaşarma gibi belirtiler ilk iki saatte görülür.

Orta derecede Ciddi Sistemik Belirtiler; kızarıklık, sıcak basması, anksiyete, bronkospazm, dispne, weezing, öksürük, larinks ve hava yolu ödemi gelişir.

Ciddi Sistemik Belirtiler; Bronkospazmın hızla ilerlemesi, larinks ödemi, ciddi dispne ve siyanoz, yutma güçlüğü abdominal kramp, kusma, diare, ve nadiren kardiyak arrest ve koma gelişebilir.

Tedavi

- Neden olan antijenin uzaklaştırılması- antijenin sistemik dolaşıma geçmesinin engellenmesi

- Temel yaşam fonksiyonlarının acilen desteklenmesi

- Vasküler tonüsün ilaç tedavisi ile düzeltilmesi

Vazokonstrüksiyonu sağlamak için derhal epinefrin verilmelidir. Epinefrinin en kısa zamanda başlanması hayat kurtarıcıdır.1/1000 lik epinefrin 0.3 ml subkutan olarak uygulanır. Kapiler permeabiliteyi azaltmak için antihistaminik, ürtiker ve anjionörotik ödeme yönelik antiinflamatuar etkisi için kortikosteroidler ve bronkospazm için de IV olarak aminofilin verilir. Bu hastaların hemşirelik bakımı şoktaki hasta bakımı gibi yapılmalıdır.

>>ALLERJİK RİNİT

Solunum yolu alerjileri içerisinde en yaygın görülen Tip I aşırı duyarlılık reaksiyondur. Adölesanlarda görülme sıklığı daha fazladır. Bulguları viral rinit’e benzer ancak daha inatçı bulgulardır ve mevsimlere bağlı olarak değişir. Çoğunlukla alerjik konjoktivit, sinüzit ve astım gibi diğer alerjik reaksiyonlarla birlikte görülür. İki şekilde görülür:

- Mevsimsel alerjik rinit

- Yıl boyunca devam eden alerjik rinit

Mevsimsel allerjik rinitin etiyolojisinde polenler ve nadiren küf mantarları, yıl boyunca devam eden alerjik rinitin etiyolojisinde ev tozu akarları, küf antijenleri, hayvan tüy ve deri döküntüleri yer alır.

Belirti Bulgular

Aksırık, şeffaf burun akıntısı, nazal konjesyon, konjoktivit, göz yaşarması ve kaşıntısı en sık belirtilerdir. Post nazal akıntıya bağlı öksürük, boğazda kuruluk ve kaşıntı hissi, ağız kokusu ve bazen boğaz ağrısı görülebilmektedir.

Tedavi

Tedavi iki konuya odaklanır. Korunma ve farmakolojik tedavidir. Farmakolojik olarak; antihistaminikler, dekonjestanlar, mast hücre stabilizatörleri ve steroidler uygulanmaktadır. Tüm tedaviler başarısız olursa immünoterapi yapılabilir. İmmunoterapi alerjiye neden olan etkenin arttırılan dozlarda, belli aralıklarla uzun dönemde hastaya verilerek duyarlılığının azaltılması ya da kaldırılması ilkesine dayanan bir tedavi seçeneğidir. Amaç dolaşımdaki ıge' lerin düzeyinin azaltılması, ıgg antikorlarının blokajının arttırılması ve mediyatör hücre duyarlılığının azaltılmasıdır.



Korunmada alerjiye neden olan etkenlerin kontrol altına alınması ve hastanın bunlarda uzak durması sağlanmalıdır.

Hemşire hastaya şu önerilerde bulunabilir:

- Polenlerle karşılaşmayı önlemek için kapı/pencere kapalı tutulmalı, soğutucu klima kullanmalı

- Ev tozu akarları elbise, mobilya ve yataklara dökülen insan deri epitel artıkları ile beslenir ve kuru soğuk havada akarların çoğalması azalır. Bu nedenle:

O Özellikle yatak odaları tozlardan arındırılmalı

O Yünlü tüylü malzemelerin kaldırılması

O Hayvan tüyleri, salgıları ve idrarı etken olabilir. Yada belirtileri arttırabilir. O nedenle hayvanlar evden uzaklaştırılmalı

- Küf alerjisi olanların bira, şarap, kavun, kültür mantarı ve peynir gibi besinleri tüketmemesi

İLAÇ ALERJİLERİ

Bazı ilaçların alınmasını izleyerek gelişen Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonudur.

A tipi ilaç reaksiyonları: Oluşabileceği önceden bilenebilen normal bireylerde görülür. Yüksek doz toksisitesi, ilaç yan etkileri, ilaç etkileşimleri, ilaca bağlı sekonder etkiler bu grup altında incelenir.

B tipi ilaç reaksiyonları: Oluşabileceği önceden tahmin edilemeyen ve yatkınlığı olan bireylerde görülür. Oluşumunda immünolojik mekanizmalar rol oynar. İntolerans, idyosenkrazi, hipersensitivite reaksiyonları, psödoalerjik reaksiyonlar bu grup altında incelenir. Bağışıklık Sistemi Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

Her iki tip ilaç reaksiyonun ortaya çıkışına neden olan ilaçlar; Lokal anestetikler (Lidokain, prokain vb.), kas gevşeticiler (Lystenon vb.), sulfonamidler, vankomisin, aspirin, iyot, hormonlar, radyografik kontrast maddeler ve penisilindir.

Belirti ve bulgular

Eritemli deri döküntüleri, ürtiker, peteşi, bül, trombositopeni, aplastik anemi, ateş, üşüme, titreme, halsizlik, artralji, anaflaktik şok ortaya çıkabilir.

Tedavi

Hafif olgularda hemen ilaç kesilmelidir. Akut anaflakside anaflaktik şok tedavisi yapılmalıdır.

İlaç reaksiyonlarından korunmada alınacak önlemler;

- Daha önceki ilaç reaksiyonları ile ilgili ayrıntılı öykü almak

- Bireysel risk faktörlerini belirlenmek

- Çapraz reaksiyon yapan ilaçların kullanımında dikkatli olmak

- Test yapılarak kullanılması önerilen ilaçlarda mutlaka test yapmak

- Alerjik reaksiyon riski yüksek olan ilaçların gereksiz kullanımından kaçınmak

- Alerjik reaksiyon riski yüksek olan ilaçların uygulamasından önce akut anaflaksi tedavisi için gerekli malzeme ve ilaçları hazır bulundurmak

- Alerjik reaksiyon riski yüksek olan ilaçları sağlık merkezi dışında uygulamamak

- Alerjik reaksiyon öyküsü olan kişilerin yanlarında bunu belirten kart taşımaları konusunda kişileri eğitmek

KONTAKT DERMATİT

Gecikmiş bir hipersensitivite reaksiyonudur. Dört tipi vardır:

Alerjik kontakt dermatit; cildin alerjenle teması ile gelişir. İntraselüler ödem genellikle elin dorsalinde görülür. Tedavide neden olan etkenden uzak durulmalı ve lokal tedavi uygulanabilir.

İrritan kontakt dermatit; kimyasal ya da fiziksel irritan ile temastan sonra görülür. Kuru, kaşıntılı, çatlak ve veziküllü deri lezyonlarıdır. İrritana neden olan etmenden uzak durulmalıdır. Lokal pomadlar ve oral antihistaminikler kullanılabilir.

Fototoksik dermatit; irritan dermatite benzer ancak güneş ve bir kimyasal madde birlikte etkendir ve dermisde hasar vardır.

Fotoallerjik dermatit; allerjik dermatite benzer etken ışıktır ancak ilave bir alerjen vardır.

Dermatitli hastanın tedavi hemşirelik bakımı

- Öncelikle günlük deri bakımı ile derinin nemliliği ve yağlanması sağlanır.

- Hastanın alışkanlıkları ve hastalığı uyarıcı faktörlerin neler olduğu bilinmelidir.

- Fizik çevre, irritanlar, alerjenler ve emosyonel stres gibi faktörler öğrenilir.

- Kaşıntıyı azaltmak için pamuklu giysiler giyilmesi, giysilerin orta sertlikte deterjanlarla yıkanması,

- Kış aylarında nemli sıcak hava ile ısınmanın sağlanması,

Bağışıklık Sistemi Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

- Oda ısının 20-22°c'de korunması,

- Önerilen antihistaminiklerin kullanılması,

- Evcil hayvanlarla temastan, tozdan kaçınılması ve sprey ve parfüm kullanılmaması

- Hidrasyon tedavinin anahtar noktasıdır. Derinin nemliliğinin sağlanması için banyodan sonra nemlendirici kullanımı, kaşıntı nedeniyle bütünlüğü bozulmuş deride inflamasyonu önlemek için topikal kortikosteroidlerin, infeksiyon geliştiğinde önerilen antibiyotik tedavisinin uygulanması ve önemi konusunda hastanın bilgilendirilmelidir.

Dermatitli hasta ve ailesinin hastalıkla başedebilmesi için hemşire yardımı ve desteğine gereksinimi vardır. Hasta ve ailesi deride meydana gelen semtomlar nedeniyle rahatsızlık duyar. Derisinde meydana gelen lezyonlar nedeniyle hastanın öz-güveni ve diğer bireylerle ilişkileri bozulur. Koruyucu önlemler ve yaşam tarzı değişiklikleri konusunda yapılacak eğitim hasta ve yakınları için destekleyici olur. Hasta ve yakınları sekonder enfeksiyon bulgularının, tedavi yöntemlerinin ve yan etkilerinin neler olduğunu öğrenmelidirler.
 
 

Answer | Back to the post overview